İhsan Fazlıoğlu: "Hayatı ön-görmek"

İhsan Fazlıoğlu: "Hayatı ön-görmek"


Anlayış Dergisi, (Sayı 76), Ekim 2009 

Yüz katlı bir gökdelenden, sağ-salim aşağıya atlayabileceğine inanan bir kişi, zemine yaklaşma anına dek, her şeyin çok güzel gittiğine inanır; zemine yaklaşma ve yere çarpma anında, o bir anlık sürede, inancının yanlışlığını idrak eder; ancak iş işten geçmiştir; çünkü sürecin son noktası, deyiş yerindeyse, inanç ile eylemin çakıştığı ve kapandığı biricik, tersinemez, tekrar edilemez bir noktadır. Kahramanımızın daha gelişmiş bir kişi olduğunu varsayalım ve uçağın icat edilmediği, dolayısıyla aerodinamik yasaların bilinmediği bir dönemde uçmayı denemek istediğini hayal edelim. Denemek, bir şeyi yapmaya hazır olduğunu kabul etmek olduğuna göre, söz konusu kişi, yaptığı kanatlarla, Galata Kulesi'nden Üsküdar'a doğru kendini boşluğa bırakır; ancak "hareket halinde olan bir cisim üzerinde havanın yarattığı etkiyi inceleyen bilim dalı"nı, aerodinamik'i, bilmediğinden gelecek süreçlere ilişkin ön-görüsü yoktur; bu nedenle bir süre havada süzülürken, "şimdiye değin her şey çok güzel" demeyi sürdürür. Şimdi, tüm süreçleri süpürüp tersinemez bir biçimde, sona yaklaşmaya başladığında ise yerçekiminin şefkatli kollarına kendisini bırakmak zorunda kalır; daha doğru bir deyişle, yerçekimi ona karşın kendisini çekip alır; yere çakılır. Her iki örnekte de mesafeyi artırmak, yalnızca, yaşanılan tatmini uzatır; yoksa sonucu değiştirmez. Yine, ilkece, sonucun kaynaklandığı koşulları ve bu koşulları yaratan yasaları bilmeyen her iki kahraman da yüzleştikleri durumu açıklamak için, değişik gerekçelere sığınır. Örnek olarak birinci kahraman, istediği gibi atlayamamaktan, dikkatinin dağılmasından dem vurur; ikinci kahraman ise kanatlarını biraz daha hızlı çırpması gerektiğini düşünür. Gerekçeler, ister nitelik ister nicelik açısından farklılaşsın, esasa ilişkin olmadıklarından, yalnızca, öncekilerin başarısızlığını hafifletir; sonrakilerin de, yine aynı koşullarda, yeni girişimlere kalkışmasına neden olur. Tam bu noktada şunu söylemek gerekir: Yasayı/yasaları bilmemek, örnek olarak, yerçekimi yasasından haberdar olmamak, etkisini ortadan kaldırmaz; çünkü doğa yasaları, onu bilene kayıtsızdır; her daim işlevini icra eder.

Şimdiye değin verdiğimiz her iki örnek de, insan ile iradesinden bağımsız doğa arasındaki ilişkiyle ilgilidir. Bu ilişkide, ne tür bir tekhne-science kullanılırsa kullanılsın, insan, Tabiat'ın davranışını, yasalarını dikkate almak zorundadır; tersi durumda ister bilsin ister bilmesin, bedelini öder. Toplum, yani Hayat söz konusu olduğunda, ortaya ne tür bir durum çıkar? Akıl sağlığı yerinde her insan, doğa yasalarının, insan iradesinin oylamasına açık olmadığını kabul eder; başka bir deyişle, hiçbir doğa yasası, üyelerinin bilgi seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, hiçbir ülkenin parlamentosu tarafından değiştirilemez. Ne ilginçtir ki, Tabiat'ın hem içinde hem de ötesinde, içinde yaşadığımız Hayat'ın kurallarının insanlar tarafından sürekli değiştirilebileceği düşünülür; yaz-boz tahtasına dönen yaşama kurallarının hiçbir nesnelliğinin bulunmadığı, oylamalarla değiştirilebileceği, hâkim güçlerce ötekilere dikte edilebileceği vs. kabul edilir. Günümüz dünyasında, çok değişik bilim dallarında, Tabiat'taki en-küçük ile en-büyük'ün bilgisinde ulaşılan seviyeyle karşılaştırıldığında, Hayat'a ilişkin, insanları aşan, yer çekimi gibi sabit, bilsek de bilmesek de işlevini icra eden hiçbir kurallılığın tespit edilemediği görülür. Değişik beşerî bilim dallarında kullanılan yasa kavramı, eğretidir ve daha çok doğa bilimlerine bir öykünmedir.

Acaba, şimdiye değin tespit edilemedi diye Hayat'ın, Tarih'in derin kuralları, yasaları yok mudur? Hayat, insan türünün Tarih içinde ürettiği bir yapı olmakla birlikte haricî bir varlığa sahiptir ve her haricî var-olan gibi, nesnel bir kurallılığı içerir. Biraz önce değindiğimiz gibi, aerodinamik yasaları bilmeden uçmaya kalkışan kişinin bu yasadan haberdar olmaması, aerodinamik yasalarının varlığına ve etkisini icra etmesine engel olmaz. Benzer biçimde, Newton formüle etmeden, yer çekimi yasası ondan habersiz insanlara özel muamelede bulunmadı. Bu tespite, temsil ile söylersek, Hayat'ın, Tarih'in yasaları, biz tespit edememişsek dahi vardır ve bizden bağımsız işlevini icra etmektedir. Nasıl ki, doğa yasalarından haberdar olmaksızın, belirli bir inanç üzere yüzüncü kattan atlayan ya da uçmaya çalışan kişi, bunun bedelini ödüyorsa, benzer biçimde, Hayat'ın, Tarih'in yasalarını bilmeden, dikkate almadan, hatta Hayat'a, Tarih'e karşın, kendine özgü belirli bir inanç ve kabul üzere, iş gören kişi de, bedelini öder. Hayat içinde belirli bir süre işlerin iyi gitmesi, şimdiye değin her şeyin yolunda olması, sürecin doğru olduğunu göstermez. Bu, tıpkı, uzun bir süre havada uçan kişinin, yere düşünceye değin, her şeyin yolunda olduğunu varsaymasına benzer; ama önünde sonunda ön-görüsüzlükten, yere çakılır, çakılacaktır.

Tıp'ta bir hasta, ilâçla tedavisi olanaklı değilse, ameliyat edilir; ancak her ameliyat, bir nazariyata dayanır. Nitekim, tarih boyunca, günümüzde de, tıp biliminin eğitiminde, nazarî olarak başlandığı, akabinde ameliyata yani tatbikata geçildiği bilinir. Aynı biçimde, yüksek bir gökdelenden aşağıya sağ-salim atlayacağına ya da değişkenlere ilişkin hiçbir dikkati olmaksızın uçabileceğine inanan kişinin davranışındaki en büyük sorun, yaptığı işe ilişkin bir nazariyata, bakış açısına sahip bulunmaksızın ameliyata, uygulamaya kalkışmasıdır. Ameliyat süresince her şey iyi gidebilir; ancak sonuç, nazariyata dayanmadığından ölümdür. Hayat'a ilişkin olgu ve olaylarda da durum benzer biçimde yürür; bir süreliğine iyi devam eden süreç, yasaların ihmaline dayandığından, sonuç olarak aslî yüzünü gösterir; yasanın işlevi en ağır biçimde son noktayı koyar. Daha önceki Anlayış yazılarında da dile getirdiğimiz üzere, nazarî ilimlerdeki tefekkür ve fikir arasındaki ilişki ile amelî ilimlerdeki tedebbür ve tedbir arasındaki ilişki paraleldir. Her bir terimde, tertip, düzen anlamının içkin olması bir yana; tedbir, kısaca, eylemin sonucu düşünülerek üretilen fikir demektir. Hayat'ta dikkat, tedbir'in şiddetiyle doğru orantılıdır. Bilindiği üzere, trafik kazası kişi için bir kere vukû bulur; ancak kişinin tedbiri süreklidir. Benzer biçimde, Hayat ilişkilerinde, toplumsal olgu ve olaylarda da, tedbir süreklidir. Ancak, her tedebbür bir tefekküre, her tedbir de bir fikre dayanırsa, ön-görü olanaklı olur. Hayat'ta, toplumsal olgu ve olaylarda, bir noktadan nazar edilirse (nokta-i nazar) manzara, iyi, doğru ve güzel olur. Tersi durumda, nazarsız sürecin belirli bir süre iyi gitmesi, sonucun, -yasalar işlevlerini her halükârda icra edeceğinden- manzarasız olmasını doğurur. Hayat'ta, toplumsal olgu ve olaylarda nazarın meşruiyetini ne sağlar? Nokta-i nazar'ın noktasının insan olması; tersi her durum ise savaştır, felâkettir.

Türkiye'deki, Hayat'a ilişkin, -zâten Tabiat'a aldırdıkları yok-, toplumsal olgu ve olayların ele alınış tarzına gelince, hem halkımız hem önderlerimiz, sürecin keyfini çıkartıp "şimdiye değin her şey yolunda" demekle meşguller... Ya ön-görü? Yalnızca ilmin bir nokta olduğunu kabul edenler içindir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popular Posts