"İdrâki olmayan doğru bilmez; vicdanı olmayan güzel eylemez."
"Bizge vacip olğan – soñki nefeske qadar millet ve yurt oğrunda ğayrettir." İsmail Bey Gaspıralı

13 Temmuz 2021 Salı

🎓İhsan Fazlıoğlu: Bilgi, Bilim ve Tarih: 'İnsan-ca' düşünmenin imkânı üzerine... | ADA Yaz Söyleşisi

🎓İhsan Fazlıoğlu: Bilgi, Bilim ve Tarih: 'İnsan-ca' düşünmenin imkânı üzerine... | ADA Yaz Söyleşisi
Share:

3 Temmuz 2021 Cumartesi

🎓İhsan Fazlıoğlu ile Türk Düşünce ve Bilim Tarihi 🧭


🎓İhsan Fazlıoğlu ile Türk Düşünce ve Bilim Tarihi 🧭


Share:

22 Haziran 2021 Salı

İhsan Fazlıoğlu: Osmanlı Entelektüel Hayatının Genel Hatları


Osmanlı Entelektüel Hayatının Genel Hatları

İhsan Fazlıoğlu


Bir sü­re­dir Ka­na­da McGill Üni­ver­si­te­si Ins­ti­tu­te of Is­la­mic Stu­di­es’te ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dü­ren İh­san Faz­lı­oğ­lu, Os­man­lı en­te­lek­tü­el ha­ya­tı­nı iki bo­yut­ta in­ce­le­di: (a) Os­man­lı en­te­lek­tü­el ta­ri­hi araş­tır­ma­la­rın­da içi­ne dü­şü­len psi­ko­lo­jik so­run­lar ve yön­tem so­run­la­rı. (b) Os­man­lı en­te­lek­tü­el ha­ya­tı­nı dö­nem­len­dir­me so­ru­nu.

Faz­lı­oğ­lu’na gö­re Os­man­lı en­te­lek­tü­el ta­ri­hi araş­tır­ma­la­rın­da içi­ne dü­şü­len psi­ko­lo­jik so­run­lar ve yön­tem so­run­la­rı­nın ba­şın­da, en­te­lek­tü­el fa­ali­yet­le­ri ta­nım­la­ma bi­çi­mi­mi­zin güç iliş­ki­si­ne gö­re şe­kil­len­me­si gel­mek­te­dir. Bu­nun ya­nın­da, en­te­lek­tü­el ta­rih oku­ma­la­rı­nın “öte­ki”ne gö­re ya­pıl­ma­sı; in­ce­le­nen dö­ne­min kav­ram­sal dün­ya­sı­nın iyi bi­lin­me­me­si; iliş­ki­le­rin ku­ru­luş şek­li ile ol­gu ve olay­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­le­rin na­sıl iler­le­di­ği­nin dik­ka­te alın­ma­ma­sı; en­te­lek­tü­el ha­ya­tın man­tık ör­gü­sü­nün göz ar­dı edil­me­si; en­te­lek­tü­el fa­ali­yet ola­rak ilim ile sos­yal bir ens­trü­man ola­rak kul­la­nı­lan bi­li­mi bir­bi­rin­den ayır­ma­mak/bir­bi­riy­le iliş­ki­si­ni iyi tah­lil et­me­mek, ya­ni bil­gi­nin ta­nı­mı, mül­ki­ye­ti, üre­tim fak­tör­le­ri ve bu fak­tör­le­rin kim­ler ta­ra­fın­dan kon­trol edil­di­ği gi­bi so­ru(n)la­ra ce­vap ver­me­mek­tir.

Söz­ko­nu­su so­run­la­rı ör­nek­ler­le da­ha be­lir­gin hâ­le ge­ti­ren Faz­lı­oğ­lu, ko­nuş­ma­sı­nın ikin­ci kıs­mın­da Os­man­lı en­te­lek­tü­el ha­ya­tı­nı beş dö­ne­me ayı­ra­rak in­ce­le­me­nin doğ­ru ola­ca­ğı­nı be­lirt­ti:

1. Te­şek­kül Dö­ne­mi: Bu dö­nem, dil ağır­lık­lı, top­lum­sal ih­ti­yaç­lar­dan do­la­yı, tat­bi­kî/uy­gu­la­ma­lı ka­rak­te­ri yük­sek ve ke­lâ­mı dik­ka­te alan ir­fa­nî yö­ne­li­min ilk nü­ve­le­ri­ni ta­şır. Sul­tan Yıl­dı­rım Ba­ye­zid’in yük­sek İs­lâm kül­tü­rü­ne da­ya­lı bey­lik­ten dev­le­te ge­çiş si­ya­se­ti ge­re­ği Meh­med Fe­nâ­rî’nin eliy­le man­tık, usûl ve ma­te­ma­tik ilim­ler ya­vaş ya­vaş Os­man­lı il­mî-fel­se­fî ha­ya­tın­da yer bul­ma­ya baş­lar. Unu­tul­ma­ma­lı­dır ki, hem İs­tan­bul’un fet­hi­ni müm­kün kı­lan hem de Fa­tih Sul­tan Meh­med’in ye­ni­den ör­güt­le­di­ği en­te­lek­tü­el ha­ya­tın ku­ru­cu­la­rı Fe­nâ­rî ve çev­re­si­nin ye­tiş­tir­di­ği isim­ler­dir. Bu dö­nem­de, ça­ğın ru­hu­na uy­gun ola­rak va­ro­lan, Ab­dur­rah­man Bis­ta­mî gi­bi Hu­ru­fî­ler de dik­ka­te alın­ma­lı­dır.

2. Bi­rin­ci İs­tan­bul Fel­se­fe-Bi­lim Çev­re­si: İs­tan­bul’un fet­hin­den 1585’e ka­dar, ya­ni Ta­ki­yed­din’in ölü­mü­ne ka­dar sü­ren dö­ne­mi kap­sa­mak­ta­dır. Bu dö­nem, biz­zat Fa­tih Sul­tan Meh­med’in yü­rüt­tü­ğü mu­hâ­ke­mât pro­je­si çer­çe­ve­sin­de, İs­lâm me­de­ni­ye­ti­nin ken­di dö­ne­min­de­ki kül­tür hav­za­sın­da mü­te­da­vil il­mî-fel­se­fî okul­lar te­mel ko­nu­lar­da mu­ka­ye­se edil­di. Bu mu­hâ­ke­me de, da­ha ön­ce­ki Kay­se­rî-Fe­nâ­rî hat­tın­da­ki ir­fa­nî-ke­lâ­mî çiz­gi­nin, baş­ta Ali Kuş­çu ol­mak üze­re, Se­mer­kand Ma­te­ma­tik-As­tro­no­mi Oku­lu men­sup­la­rı­nın da ka­tı­lı­mıy­la ri­ya­zî bir içe­rik ka­zan­ma­sı­na ne­den ol­du. Bu dö­nem­de, na­za­rî ayak­ta ke­lâ­mî, keş­fî ayak­ta ise ir­fa­nî yön­tem be­nim­sen­di. Bu il­ke­le­rin ışı­ğın­da, tüm fark­lı dü­şün­ce­ler dik­ka­te alın­dı: bil­gi, var­lık, va­ro­lan, ci­sim, cis­min te­mel ni­te­lik­le­ri ol­ma­sı ba­kı­mın­dan me­kân, ha­re­ket ve za­man gi­bi ko­nu­lar ele alın­dı; bu ko­nu­la­rın âle­ti ol­ma­sı ba­kı­mın­dan di­lin ana­li­zi üze­ri­ne ku­ru­lu man­tık tüm yön­le­riy­le in­ce­len­di; özel­li­ke beş tü­mel ve ta­nım ku­ra­mı (ta­sav­vu­rât) ile öner­me, yar­gı ve çı­ka­rım sü­re­ci­ni ko­nu alan tas­di­kât kı­sım­la­rı bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­ya yüz tut­tu. Bu çer­çe­ve­de, fel­se­fî-il­mî araş­tır­ma­lar­da var­lık-ka­nı­tı (bur­han-ı in­nî) ile ni­çin-ka­nı­tı (bur­han-ı lim­mî) ay­rı­mı ye­ni­den ele alın­dı. Öte yan­dan ak­lî dil ku­ra­mı (ilm-i vad‘) ça­lış­ma­la­rı ye­ni bir iv­me ka­zan­dı. Şem­sed­din Fe­nâ­rî’nin da­ha Bur­sa’da baş­lat­tı­ğı bu sü­reç, öğ­ren­ci­le­ri ya da onun in­şa et­ti­ği il­mî-fel­se­fî or­tam­da ha­yat bu­lan âlim­ler­ce sür­dü­rül­dü. Mol­la Ha­yâ­lî, Mol­la Hüs­rev, Hı­zır Çe­le­bi, Si­nan Pa­şa, Mol­la Lüt­fî, Ha­tib­zâ­de, Ra­ma­zan Efen­di, Ef­dal­zâ­de, Mol­la Aha­veyn, Fe­na­rî­zâ­de Ali Çe­le­bî, Ho­ca­zâ­de, Ala­ad­din Tû­sî, Ha­san Çe­le­bî, Mus­li­hud­din Kes­tel­lî, Mol­la İzâ­rî, Ebû İs­hak Ney­ri­zî, Mü­ey­yed­zâ­de gi­bi pek çok isim bu sü­re­ce kat­kı­da bu­lun­du. İl­ginç­tir yi­ne bu dö­nem­de Oğuz Türk­çe­si hem ede­bi­yat hem de fel­se­fe-bi­lim sa­ha­la­rın­da kul­la­nı­lan bir dil hâ­li­ni al­ma­ya baş­la­dı.

3. Yak­la­şık ola­rak 1585’den baş­la­yıp 1702’ye ka­dar de­vam eden üçün­cü dö­nem, ame­lî fel­se­fe, sim­ye­vî do­ğa fel­se­fe­si ve theo­soph­ynin hâ­kim ol­du­ğu bir dö­nem­dir. XVI. yüz­yı­lın so­nun­da, iç ve dış de­ğiş­ken­le­re bağ­lı, mad­dî ve ma­ne­vî sı­kın­tı­lar se­be­biy­le da­ha çok sim­ye­vî do­ğa fel­se­fe­si, theo­sophy (ir­fan) ve -baş­ta ah­lâk ve si­ya­set ol­mak üze­re- ame­lî fel­se­fe üze­rin­de du­rul­du. Özel­lik­le se­le­fî Ka­dı­zâ­de­li­ler ile ir­fa­nî çev­re­ler ara­sın­da mev­cut du­ru­mun do­ğa­sı hak­kın­da di­nî-ide­olo­jik te­mel­de pat­lak ve­ren tar­tış­ma­lar ir­fa­nî ve iş­ra­kî okul­la­rın üre­ti­mi­ni zen­gin­leş­tir­di: İs­ma­il Hak­kı An­ka­ra­vî, Mah­mud Hü­dâ­î, Ab­dul­lah Bos­ne­vî, Sa­rı Ab­dur­rah­man Efen­di gi­bi pek çok isim Ko­ne­vî-Kay­se­rî çiz­gi­sin­de­ki ir­fa­nî keşf ile Mev­lâ­nâ çiz­gi­sin­de­ki su­fî zevk yak­la­şım­la­rı­nın üst se­vi­ye­li the­o-sop­hik ter­ki­bi­ne yö­nel­di­ler. Yi­ne bu dö­nem­de İs­ma­il Hak­kı An­ka­ra­vî’nin, Şi­ha­bed­din Süh­re­ver­dî’nin iş­rak fel­se­fe­si­ni ir­fan açı­sın­dan de­ğer­len­dir­me­si dik­ka­te de­ğer­dir. Ni­te­kim bu yüz­yıl­da, yu­ka­rı­da zik­re­di­len ad­lar ta­ra­fın­dan, en önem­li Fu­sûs ve Mes­ne­vî şerh­le­ri ka­le­me alın­mış­tır.

İk­ti­sa­dî bu­na­lım, kla­sik sim­ya ve kim­ya tek­nik­le­ri­nin tek­rar gün­de­me alın­ma­sı­nı do­ğur­du ve İs­tan­bul’da bir kim­ya la­bo­ra­tua­rı ku­ra­rak in­ce­le­me­ler ya­pan Fa­zıl Ali Bey’in bu sa­ha­da pek çok eser ka­le­me al­ma­sı­nı sağ­la­dı. Bu ta­vır XVI­I. yüz­yıl­da Pa­ra­cel­sus kim­ya­sı­na da­ya­lı ye­ni tıb­bın İs­tan­bul’da be­nim­sen­me­si için uy­gun bir va­sa­tın oluş­ma­sı­na ne­den ol­du. Ali İz­ni­kî ça­lış­ma­la­rın­da yal­nız­ca pra­tik-mad­dî amaç­lar­la ye­tin­me­di; onun ça­lış­ma­la­rıy­la sim­ye­vî do­ğa fel­se­fe­si, tüm Os­man­lı ta­ri­hi­nin en ve­rim­li dö­ne­mi­ni ya­şa­dı.

4. Dör­dün­cü dö­ne­me ge­lin­ce, XVI­I. yüz­yı­lın ikin­ci ya­rı­sın­da İs­tan­bul’da, hem iç hem de dış (İran-Av­ru­pa) de­ğiş­ken­ler­le ya­vaş ya­vaş baş­la­yan ve yu­ka­rı­da özet­le­nen sü­reç, Ab­dül­veh­hâb Ha­le­bî, Ala­ad­din Nik­sâ­rî, Mü­nec­cim­ba­şı Ah­med De­de, Ka­ra Ha­lil, İs­ma­il Hak­kı Bur­se­vî, Sa­çak­lı­zâ­de, Esad Yan­ya­vî, Meh­med Emin Üs­kü­da­rî, Ve­li­yüd­din Ca­rul­lah, Meh­med Da­ren­de­vî, Mus­ta­fa Sıd­kı, Mest­çi­zâ­de, Mu­ham­med Kür­dî, Ab­dul­lah Ama­sî, Meh­med Ke­fe­vî, Meh­med Ak­kir­mâ­nî, Meh­med Hâ­di­mî, İs­ma­il Ge­len­be­vî ve ad­la­rı­nı tek tek sa­ya­ma­ya­ca­ğı­mız pek çok adın ta­rih sah­ne­si­ne çık­ma­sı­nı sağ­la­dı. Bu ad­la­rın or­tak bir kay­gı­dan ha­re­ket ede­rek üze­rin­de dü­şün­dü­ğü so­run­lar ve üret­tik­le­ri ya­nıt­lar, XVII­I. yüz­yıl İs­tan­bul’unu tüm Os­man­lı ta­ri­hi­nin en can­lı en­te­lek­tü­el yüz­yıl­la­rın­dan bi­ri kı­lar. Faz­lı­oğ­lu’na gö­re -ken­di­si­nin İkin­ci İs­tan­bul Fel­se­fe-Bi­lim Çev­re­si di­ye ad­lan­dır­dı­ğı- bu ha­re­ke­tin için­de bu­lun­du­ğu du­rum bu­na­lım; ta­vır ara­yış; yön­tem ve amaç geç­miş­ten ha­re­ket­le ge­le­ce­ği kur­mak, baş­ka bir de­yiş­le, ye­ni­yi/ce­di­di es­ki­den/ka­dim­den tü­ret­mek­tir. Kı­sa­ca, Os­man­lı bil­gin­le­ri, XVI­I. yüz­yıl­dan iti­ba­ren vu­ku bu­lan iç ge­liş­me­ler ve tar­tış­ma­lar ile Ba­tı Av­ru­pa’dan ge­len bi­ri­ki­min ni­ce­lik­sel ar­tı­şı so­nu­cun­da men­sup ol­duk­la­rı ge­le­nek­te şim­di­ye de­ğin ya­pı­lan fel­se­fî-il­mî sor­gu­la­ma­la­rın oluş­tur­du­ğu bi­ri­ki­min ve kul­la­nı­lan yön­tem­le­rin, açık­la­ma gü­cün­den şüp­he­len­me­ye baş­la­dı. Bu şüp­he, içe­ri­sin­de iş gö­rü­len çer­çe­ve­ye kar­şı bir gü­ven bu­na­lı­mı do­ğur­du; bu­nun so­nu­cun­da bil­gin­ler mev­cut bi­ri­ki­mi ye­ni­den üret­ti; tek­rar sor­gu­la­dı ve ka­dim kök­le­ri­ne ge­ri gi­de­rek dö­nüş­tür­me­ye ça­lış­tı. Amaç, yi­ne İs­tan­bul mer­kez­li, ka­dim kök­ler­le iliş­ki­li ce­did bir ara­yış­tır. Bu ara­yış, Ni­zam-i ce­did’i ola­nak­lı kı­la­cak; an­cak si­ya­sî be­kâ kay­gı­sı, ara­yı­şın önü­ne ge­çin­ce Tan­zi­mat’la bir­lik­te na­za­rî ara­yış, tat­bi­kî çö­zü­me dö­nü­şe­cek­tir.

5. Sa­na­yi Dev­ri­mi’nin sa­vaş mey­dan­la­rı­na yan­sı­ma­ya baş­la­ma­sı, ye­ni bil­me tar­zı­nın ya­vaş ya­vaş ka­mu­sal et­ki­si­nin art­ma­sı, ön­ce­lik­le mik­ro­bun keş­fiy­le bi­li­min zih­nî-en­te­lek­tü­el bir et­kin­lik ol­mak­tan çı­kıp sos­yal bir içe­rik ka­zan­ma­sı, ev­rim ku­ra­mıy­la bir­lik­te in­sa­nın ve top­lu­mun ye­ni­den yo­rum­lan­ma­sı, Ök­lit-dı­şı geo­met­ri­le­rin keş­fi, 1860’lar­da Gü­neş sis­te­mi­nin dı­şı­na çı­kıl­ma­sı, bi­lim ile tek­no­lo­ji­si­nin üst se­vi­ye­de iz­di­va­cı gi­bi, XIX. yüz­yı­lın ikin­ci ya­rı­sı ile XX. yüz­yı­lın baş­la­rın­da vu­ku bu­lan, bu­ra­da sa­yı­la­ma­ya­cak pek çok ye­ni ge­liş­me, iç ve dış si­ya­sî ge­liş­me­ler­le bir­le­şin­ce ha­ki­kat ye­ri­ni si­ya­se­te, na­za­rî­yat da tat­bi­ka­ta bı­rak­tı. Bu ne­den­le fel­se­fî-il­mî sa­ha­da Sa­lih Ze­ki, Vi­din­li Tev­fik Pa­şa, Meh­med Na­dir, Ba­ha Tev­fik, Zi­ya Gö­kalp, Ba­ban­zâ­de Ah­med Na­im gi­bi pek çok ad, Ba­tı Av­ru­pa’da­ki ge­liş­me­le­ri de dik­ka­te alan, hat­ta bi­re­bir ta­kip eden ye­ni bir dil ve ye­ni bir in­şâ için uğ­ra­şır­ken, Cev­det Pa­şa, Ali Se­dad ve Fat­ma Ali­ye Ha­nım gi­bi baş­ka ba­zı ad­lar da ka­di­min ta­dil edi­le­rek, yer yer ye­ni­ye gö­re yo­rum­la­na­rak va­ro­lan bil­gi akı­şı­na dâ­hil edil­me­si­ne ça­lış­tı­lar. Bu çiz­gi­de bi­le İs­tan­bul, İs­lâm me­de­ni­ye­ti­nin en se­vi­ye­li eser­le­ri­ni ver­me­ye de­vam et­ti, Ab­dün­nâ­fî, Şerh-i Bur­hân’da, Ah­med Av­ni Ko­nuk, Şerh-i Fü­sûs ve Şerh-i Mes­ne­vî’de, El­ma­lı­lı Ham­di Ya­zır, Hak Di­ni Kur’an Di­li’nde ka­dim na­za­rî ba­kış açı­sı­nın son gör­kem­li ör­nek­le­ri­ni ve­re­rek çe­kil­di­ler.

12 Aralık 2009
https://www.bisav.org.tr/Bulten/36/638/osmanli_entelektuel_hayatinin_genel_hatlari

Share:

İhsan Fazlıoğlu: "Gönlü 'şey'ullah' Eylemek: Ahmed Yesevi'den Yunus Emre'ye 'Varlık'ta Konuşlanmanın İlkeleri Üzerine"


İhsan Fazlıoğlu: "Gönlü 'şey'ullah' Eylemek: Ahmed Yesevi'den Yunus Emre'ye 'Varlık'ta Konuşlanmanın İlkeleri Üzerine"

Share:

21 Haziran 2021 Pazartesi

İhsan Fazlıoğlu: ❝Çok kutsalımız var...❞

İhsan Fazlıoğlu: ❝Çok kutsalımız var...❞ 


***
Konuşmanın tamamı için Bkz:

Serdar Tuncer & İhsan Fazlıoğlu Söyleşisi: "Dünyanı değiştirmek istiyorsan kelimelerini, Dünyayı değiştirmek istiyorsan davranışlarını (eylemlerini) değiştir"

Serdar Tuncer & İhsan Fazlıoğlu Söyleşisi: "Dünyanı değiştirmek istiyorsan kelimelerini, Dünyayı değiştirmek istiyorsan davranışlarını (eylemlerini) değiştir"  ***Dinlemek için Bkz: ...
Share: 
Share:

Serdar Tuncer & İhsan Fazlıoğlu Söyleşisi: "Dünyanı değiştirmek istiyorsan kelimelerini, Dünyayı değiştirmek istiyorsan davranışlarını (eylemlerini) değiştir"



Serdar Tuncer & İhsan Fazlıoğlu Söyleşisi: "Dünyanı değiştirmek istiyorsan kelimelerini, Dünyayı değiştirmek istiyorsan davranışlarını (eylemlerini) değiştir" 

***

Dinlemek için Bkz: 

 
Share:

Total Pageviews

"Erdemlerin en büyüğü bilimdir. İnsanlar erdem sahibi olmazsa, şehir ve yöneticiler de erdemli olmaz."
Farabi, Erdemli Şehir

El-Munkız (GAZZÂLÎ) Okumaları

Son 1 Yılın Popüler Yayınları

Bu Blogda Ara

Blogger tarafından desteklenmektedir.