Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Sözün Özü Programı 91. Bölümüne Katıldı

Türk ve İslam dünyasının temel konuları Sözün Özü’nde konuşuluyor. Fikirler, mütefekkirler, düşünce sorunları ve çözüm önerileri akademik ve entelektüel bir derinlikle ele alınıyor. Ufuk açıcı içeriğiyle düşüncelerinize yeni bir perspektif kazandıracak olan "SÖZÜN ÖZÜ" programı TRT Diyanet’te ekrana geliyor. Programın 91. bölümünde İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nden Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Halil Üçer ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Prof. Dr. Ömer Türker izleyiciye hitap ediyor.

Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Halil Üçer ve Prof. Dr. Ömer Türker

"... başkasının bizi tanımlamasından, tahkir ve teczih etmesinden, sahnede küçük bir rol vermesinden zevk alır hale geldik. Niye farkındalık yaratacak bir düşünce geliştirsin ki?"
 Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Sözün Özü

"'Harita çiz' diyorsun genç nesle. Bir ülkenin çocuğu haritayı nasıl çizer? Kendi ülkesini merkeze alarak. Türk çocukları Avrupa'yı merkeze alarak harita çiziyorlar."
Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Sözün Özü

"Türkiye'de hiss-i müşterek zaafiyeti var."
 Prof. Dr. Ömer Türker

"Ah bir inanabilsek! İnandığımız an, inandığımızı görürüz. Tasavvufun güzel bir ilkesi vardır. Herkes gördüğüne inanır. Önemli olan inandığını görmektedir. Tam da aslında en önemli cümle budur.  Biz öyle bir inanacağız ki, inandığımız karşımızda tahakkük edecek. Bu noktaya geldiğimizde zaten her türlü yükü üstlenmeye hazırız demektir."
Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Sözün Özü

"Jean Baudrillard (1929-2007),  I. Körfez Harbi'nde Amerika Irak'a saldırınca İslam'a saldırı olarak onu da vaz etti. İkincisinde olduğu gibi. Baudrillard, dedi ki 'insanlığın önündeki tek imkana saldırıyorsunuz. Yani insan nedir diye merak ettiğimizde krizlerimiz etrafında nereden çıkış yolu bulabiliriz diye sorduğumuzda, potansiyel imkanı berkiten, sahip olan tek zümreyi tahrip etmeye çalışıyorsunuz.'"
Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Halil Üçer, Sözün Özü

"İbn-i Kemal, ki 1500'lerin başında biliyorsunuz- Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemi şeyhülislamı, Osmanlı Devleti'nin bu ihtişamlı döneminde ortaya çıkan zenginlik, iktidar -çeşitli alanlardaki iktidar- yarattığı -ne diyelim- gevşeme neticesinde -mesela- çok enteresan bir metin yazıyor değil mi? Risâle fî Tahkīki'l-Ğayb. Şimdi -geçen programınızı dinledim- orada ifade ettiğiniz şey çok önemliydi. Nübüvvetin saldırı altında olmadığı dönemde ne kadar nübüvvet risalesi üretiliyor, bu gün hiç üretilmiyor -ki girişte de bunu söyledim-.Şimdi ben düşünüyorum. İbn-i Kemal nasıl bir tehdit algısı içerisinde ki böyle bir metin yazıyor? Aynı problem, insanlar köken sorununu ve dönüş sorununu unuttukları zaman ki bu genelde de iktidarın çok güçlü olduğu ve yarattığı rehavet içerisinde ortaya çıkıyor. Oturuyor ve diyor ki, 'Arkadaşlar! İnsanın anlamını yeniden sorgulayalım. Bizim anlamımız et yemek, şerbet içmek mi acaba? Sadece, belirli iktidar alanlarını kullanmak mı?' Şimdi, aynı sorunla bugün bizim yüzleştiğimizi düşünüyorum. Bizim bugün oturup, öncelikle, farkında olmadan eğitim yoluyla, kültür yoluyla bize verilen bu varlık tasavvuruyla, gerçeklik anlayışıyla yüzleşmemiz lazım. Şunu da söyleyerek cümlemi tamamlayayım. Bu görüş, zannedildiği gibi üretildiği coğrafyada da öyle rahatlıkla kabul görmüş bir görüş değil. Çünkü bu -dediğim gibi- insanın anlamını yeniden sorgulamamızı, hayatın anlamını yeniden sorgulamamızı gerektiriyor. Yani, sizin başlangıcı olmayan, sonu olmayan -nesnelerin arasında yaşamak diyoruz biz buna- nesnelerin arasında herhangi bir nesne olan, totolojik bir totoloji içerisinde var olan -devamlı dolaşıp duruyorsunuz (eliyle çember çiziyor)- bu insana nasıl  bir anlam yükleyeceğiz? Bu insanın ahlaklı olmasını nasıl sağlayacağız diye Batı düşüncesinde müthiş arayışlar var. Özellikle, Alman felsefesinde -belki ilerleyen saatlerde bunu da konuşuruz- ama benim kişisel kanaatim, -cümleyi formüle edersem- bizim bu şekildeki bir geçeklik anlayışı ile devam ettiğimiz sürece pek çok sorunu yaşayacağımızı ve bir süre sonra da saldırının doğrudan iç kaleye geleceğini düşünüyorum. Dolayısıyla, entelektüel olarak, bu işlerle uğraşan insanlar olarak, saldırının geldiği noktaya işaret etmemiz lazım. Bu ilk zamanda insanları ürpertebilir ama bununla yüzleşmek, oraya duvar örmek gerekli savunma mekanizmalarını geliştirmek bizim boynumuzun borcudur diye düşünüyorum. Bilmiyorum meseleyi böyle vaz edebilir miyiz, Ömer hocam?"
Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Sözün Özü

Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Halil Üçer, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın "ümmet" ile ilgili analizine değinmiştir:
"Ümmet kelimesi 'emme-yeummu-imam' bu kökten geliyor. Önde olan demek. Kuran-ı Kerim'de de ümmeti tarif ederken, Cenab-ı Hak, hep şahit olma vasfından bahsediyor. Model olma yani... Tüm insanlığın kendisine baktığında iyi nedir, doğru nedir, yanlış nedir, çirkin nedir gördüğü ve onun sayesinde uyarladığı bunları şey: Maruf ve münkeri bilen ve emreden ve nehyeden kişi. Şahit ve model olma. Diyor ki Elmalılı Hamdi Yazır, ümmetin önde olma, dolayısıyla imam olma, dolayısıyla metbu olma, kendisine tabi olunan olma vasıflarını dikkate alacak olursak, biz 20. yüzyılın başı itibariyle 19. yüzyılın ortasından itibaren kusura bakmayalım diyor Elmalılı Hamdi Yazır. Biz, bilgi, varlık, değer, insan, alem başlıkları etrafında orada formüle edilmiş başka bir teklife tabi olmayı kendi irademizle tercih ve kabul ettik. Metbuiyyet vasfı, ümmet olmanın ön şartıysa, başka bir millete tabi olmayı kendisi için yaşam şartı vaz eden bir millet veya zümre, artık ümmet olmaktan çıkmıştır. Ortada, başkasına tabi olmayı seçtiği için metbuiyyet vasfını kaybetmiş bir zümreden bahsediyoruz. Böyle bir ümmet olmaz, diyor. Burada ümmet tabirini anlamlı bir biçimde kullanamayız diyor."

Konu hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın görüşü ile alakalı bölümü internetten şu şekilde iktibas ediyorum (Muhammet Negiz) [1]: "Ümmet, imam kökünden alınmış bir çoğul isimdir ki çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan bir cemaat demektir. Yani bir imamın çevresinde sağlam bir birlik oluşturup düzenli bir şekilde faaliyet gösteren ve bu şekilde çeşitli insan grupları üzerine hakim olan bir topluluktur. Diğer bir tabirle ümmet, imâmet-i kübrâ sahibi cemaattir. Cemaatlere göre ümmet, hakim bir milletin fertlerinden meydana gelmiş olan bir sosyal gruptur. Bu şekilde hayra davet ve iyiliği emir, kötülüğü de men edecek bir topluluk ve imamet (önderlik) teşkili, Müslümanların imandan sonra ilk dini farizalardır. Bu farizayı yerine getirebilen Müslümanlardır ki (ulaike humu'l-muflihun) ayeti gereğince kurtuluşa ererler. Yoksa 'ancak Müslümanlar olarak ölün!' ayetinin manası müşkil ve imkansız olur."

Kaynaklar:
[1]Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Cilt: 1, s. 419, İstanbul, tarihsiz (Azim Dağıtım)

***Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu ile   TV Programlarından Notlar-I  Sözün Özü Programı 91. Bölüm’den Notlar'ı pdf olarak indirmek için linke tıklayınız. 

TRT Diyanet'te yayımlanan Sözün Özü programının diğer bölümlerini aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz:

1 yorum:

  1. Çok enteresan bu bölüm her yerden kaldırılmış. İyi ki burada bazı notlar var. Ama bölümün tamamına ulaşamadım.

    YanıtlaSil

Popular Posts