"İdrâki olmayan doğru bilmez; vicdanı olmayan güzel eylemez."
"Bizge vacip olğan – soñki nefeske qadar millet ve yurt oğrunda ğayrettir." İsmail Bey Gaspıralı

11 Nisan 2021 Pazar

İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-IV

 

 İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-IV

Tevhid ve Sayılar

Bugün tüm dünyada ondalık, konumsal, belirli bir sembolik sisteme dayanan ve "0"ı da içeren düzenli bir hesap tekniği kullanılmakta ve buna da algoritmik hesap denilmektedir. Bir bütün olarak baktığımızda MS 830'dan önce bugünkü algoritmik hesap anlayışı yoktu. Ama ilginç bir şekilde bu bütünü oluşturan yani algoritmik hesabın tüm parçaları vardı. Bu parçalar;

1-MS 830'dan önce Mezopotamya'da konumlu sayı sistemi kullanılıyordu.

(543= 5.10^2+4.10^1+3.10^0).

2-Ondalık sayı sistemi (desimal sistem) kullanılmaktaydı ki Aristo bundan bahsetmiştir. 

3-Geleneksel kültürlerde rakam değil harfler kullanılırdı. Çünkü harfler sayının yazılışının ilk harfleriydi. Osmanlı döneminde harfler terk edilerek sayılara geçilmiştir. İslam medeniyeti döneminde sayı olarak harflerin kullanımı sorunlara yol açmaya başladı. Bunun sebebi de sayı değerini belirtmek için kullanılan harflerin sayılarla eşleştirilip, sözcük değerleri elde etme şeklinde vuku bulan harf sembolizminin ortaya çıkmasıdır. Yani Hurufilik gibi spiritüel yapılar ortaya çıkmıştır. Bu anlayış İslam'a da yansımış ve ebced hesabını kullanan Hurufi yapılar ortaya çıkmıştır. Müslümanlar bu harf sembolizmi dolayısıyla kendi kültür havzalarındaki hiçbir milletin (Mısır, Şam, Pers) sayılarını almayıp Hint harflerini kullanmışlar ve ancak bu şekilde harf sembolizmini aşabilmişlerdir. Böylece Müslümanların yaşadığı coğrafyada hiçbir karşılığı olmayan Hint harfleri ile sayıları saf sembol halinde kullanabilme olanağına kavuşmuşlardır. Müslüman entelektüelleri böyle bir arayışa iten sebep, evrenin Tanrı dışındaki manevi varlıklardan temizlenmesi kaygısıdır. 

O günün Müslümanları Hint sayılarını alıp kullanmaya başladıklarında manevi ve maddi bir sıkıntı içine girmemişlerdir. Kendilerinde her hangi bir üstünlük veya eksiklik hissetmeden alıp kullanmışlardır. Hatta bu harflerle yaptıkları hesaplara el-Hisabül Hindiyye adını vererek diğer hesaplardan ayırmışlardır. 

Sıfırı "0" Müslümanlar icat etmemişlerdi. Müslümanlar sıfırı logaritmik hesabın tabi bir unsuru haline getirdi ve Matematik işlemlere konu kıldılar. 

4-Düzenli hesap: Girdi, süreç ve çıktının belli olduğu hesaba düzenli hesap denilmektedir. 

Sayılan tüm bu özellikleri Müslümanlar yan yana getirip algoritmik hesabı icat etmişler ve bugüne kadar tüm insanlık bu sistemi kullanmaktadır. 

Bir medeniyetin, bir kültürün nicelikle ilişkisi sadece teknik anlamda Matematikle sınırlı değildir. Dile ve mantığa da yansır. Örneğin cebir İslam dünyasında kurulmasaydı Razi ve sonrasında ortaya çıkan mantık kesinlikle olmayabilirdi. Çünkü Razi sonrası mantık tamamen cebirsel idrakin mantığa uygulanmasıdır ve bu mantığın yeni bir ifade tarzıdır.


Share:

İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-III

 
İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-III

Kültürlerin Ayrım Noktası

Bilim felsefesine göre rasyonel/istidlalî akılla inşa edilmiş metinlerin taşıması gereken dört temel özellik vardır:

1-Kavramsal örgülerden meydana gelmiş olmalıdır. 

Kavramlar arası örgülerde nedensel bir ilişki olmalıdır. 

2-Ortaya konulan teori ve görüşlerin bir yöntem çerçevesinde olması gerekir. Yöntemi aşan aşkın bir gerçeklik/doğruluk yoktur. Bizler yöntem olmadan gerçeklikle muhatap olamayız ki fıkıh geleneğimizde de bunun çok güzel örnekleri vardır. Hiç bir fıkıh usulünü ortaya koymadan içtihat ortaya koymamıştır. 

Metin eleştirel, elden geçirilebilir, parçalarına ayrılıp nedensel ilişkilerine göre yeniden birleştirilip inşa edilebilir olmalıdır. Herhangi bir metin bir yöntemle ortaya konmuşsa eleştirel olabilir, ancak yöntem yoksa eleştirelemezdir. Çünkü eleştirmek için tutanak noktalarımızın yani söyleyenle yorumlayan arasında birlikteliğin, ortak zeminin sağlanması gerekir. 

Bir kültür veya medeniyet başka bir medeniyetten teo-ontolojisi bakımından ayrılır. Yani kültürlerin bir "ilk ilke anlayışı" ve bir "var olan evren" anlayışları vardır. Dolayısıyla her kültürün ilk ilke-evren anlayışları insan anlayışını da çerçeveler ve bunlar birbirine girgindirler. Kültürün temelinde insan anlayışı olduğu için insan tanımlanmadan yeni bir şey ortaya konulamaz. İslam'ın insanı nasıl tanımladığı tespit edilmeden eski kültürlerden farkının ne olduğu da tespit edilemez. "Bu insan tanımının içerisinde İslam'ın insana bakış açısı nedir? İnsanı evrende nereye koyuyor? İnsanın insana bakışı nasıldır?" gibi soruların cevaplarının da tek tek verilmesi gerekmektedir. 

İslam entelektüel tarihi çalışmalarında "İslam'ın insan anlayışı"nın tespiti çok önemlidir hatta bu anlayışı tespitte İslam medeniyetinde vuku bulmuş farklı ekollerin insan anlayışları da dikkate alınmalıdır. 

Kültürlerin yaşadığı hiçbir tecrübe ve olay, maddi zeminden bağımsız değildir. Bundan yola çıkarak da İslam entelektüel tarihi tarih, coğrafya ve diğer maddi koşullardan bağımsız düşünülmemelidir. Tüm bu sahalarda oluşan değişimler entelektüel birikime etki etmiştir, gelecekte de etki edecektir. 

Share:

İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-II

 
İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-II

Seminerler boyunca işlenen konular hem felsefi/düşünsel hem de diğer okumalar esnasında okumanın/yorumun nasıllığı üzerine de bilgiler içermekteydi ki İslam entelektüel tarihiyle ilgilenmeyip başka alanlarda da okuma yapmak isteyenler için yol gösterici özelliği de taşıyordu. 

Bu bağlamda seminerler aslında yapılan okumanın niçin ve nasıl yapılması gerektiğinin cevaplarını da barındırmaktaydı. 

Tanımların Yerine Oturtulması

Entelektüel (intellect) akıl demektir. Türkçeye zihin olarak da tercüme edilmekle birlikte ilk defa Platon'un kullandığı ve Plotünüs tarafından kozmolojinin önemli bir kavramı haline getirilen intellect/entelektüel kavramıyla zihnî olan her şeyi kastediyoruz. İnsan zihninin ürettiği (zihni müsamahalı olarak, aklı da içerecek şekilde kullanıyoruz) hayata taalluk eden insan eyleminin tecessüm etmesinden hasıl olan her şey zihnîdir, entelektüeldir. 

İslam kavramı da diğer tüm kavramlar gibi katmanlıdır. Akide olarak, medeniyet olarak, metafizik olarak İslam başka şeylerdir. Bizim için, konu edindiğimiz dönemlerdeki insanların kavramı nasıl idrak ettikleri önemlidir. Örneğin ilk nesil için İslam, bir haya görüşüdür. Edebî bir ifadeyle varoluş tarzıdır, bugünkü anlamıyla sadece bir din değildir. Yani doğumla ölüm arasında kat ettiğimiz yolun adıdır İslam. Yaşama tarzı, var olma tarzı, kendini gerçekleştirme tarzı, kendini ifade etme tarzı kişinin dinidir. Klasik dönemlerin din tanımlarıyla, modern dönemin din tanımları birbiriyle uyuşmamaktadır. 

İslam hayat görüşünün temel ilkeleri bilinmeden bu hayat görüşüne mensubiyet duyan insanların ürettiği entelektüel faaliyeti hakkıyla idrak etmemiz mümkün değildir. İslami hayat görüşünün temel ilkeleri nelerdir, ne getirmiştir, niçin tarihi tersinemez biçimde değiştirmiştir ve bunun entelektüel yansımaları neler olmuştur? Bu soruların yanıtları için ortaya koyacağımız teorilerin bilim felsefesinin de kavramlarıyla söyleyecek olursak şu dört hususu taşıması gerekir:

1-Ontolojik Şematizm

Hangi entelektüel alanla ilgileniyorsak, o alanın nesnelerini tespit etmek gerekir. Bilgi bir şeyin bilgisiyse, önce şey olmalıdır. Orada ne tür şeyler vardır? 

2-Kavramsal Şematizm (Epistomolojik Şematizm)

Her alan kendi alanına alt kavramlar üretir. Örneğin "bir" kelimesi teolojide farklı, matematikte farklı, günlük hayatta farklıdır. Aynı lafız farklı alanlarda mefhumu değiştirilerek kullanılır. Düşünsel ve felsefi konularda konuşurken kullandığımız lafzın mefhumunu çok iyi bilmemiz gerekir. Aksi takdirde, sadece lafız düzeyinde konuşmanın ötesine geçemeyiz. 

3-Aksiyolojik Şematizm

Hiçbir insan, üretim politik, ekonomik, toplumsal ve dini anlam dünyalarından bağımsız değildir. Çünkü her insan doğduğu kültürün anlam-değer dünyasının içine gömülüdür. Aynı şekilde bilginin üretildiği bir anlam/değer dünyası vardır. Bilgi aşkın/transandantal değildir. Tüm insan eylemleri gibi bilme faaliyeti de bir değer dünyası, anlam dünyası içerisinde vuku bulur. Bilginin moral yapısı son derece önemlidir. Öyle ki, bir bilgi sisteminin dayandığı moral zemini tasfiye etmeden o bilgiyi tasfiye edemezsiniz. Modern bilimin ortaya çıkışıyla sadece klasik sistemin doğa tasvirlerinin yanlışlığı ortaya konulmadı; aynı zamanda tüm klasik sistemin bilgilerinin dayandığı moral değerler, anlam dünyaları da tasfiye edildi. 

4-Kronolojik Şematizm

Her olay ve olgu tarih üstü değil tarihin içindedir. Belirli bir ard-ardalık gösterir. Kronolojik düşünmek nedensel düşünmeyi sağlar. Düşünmek olgu ve olayları nedensel bir ağ içerisinde örmektir. 

Düşüncelerimizi ve görüşlerimizi bu şematizmlere uygun bir şekilde inşa etmemiz gerekir ki yöntemsel bir yanlışlık içerisine düşmemiş olalım. 

İslam'ın düşünce tarihindeki en büyük başarısı tevhit ilkesini aklî ve metafizik bir ilkenin düşünce zemini haline getirmesidir. İslam tenzih ile teşbih arasındaki Tanrı kavramını varlığın, aklın ve metafizik düşüncenin ilkesi haline getirme başarısını göstermiştir. İbn-i Sina'nın varlık felsefesinin en önemli dayanağı tevhit inancıdır. Eğer o inanç olmasaydı İbn-i Sina'nın ontolojisi olamazdı. Teolojiyle ontoloji arasındaki irtibatı kurmak çok önemlidir. Teolojik olarak Allah'a inanabilirsiniz ama yaptığmızı ontolojiye yansıtmamız noktasındaki en önemli örnek İbn-i Sina ontolojisidir. 

Tevhidin aklın ilkesi metafizik düşüncenin zemini haline getirilmesinin üç büyük yansıması olmuştur. Bunlar hayat, tabiat ve metafizik yansımalardır. 

1-Tevhid-i Rububiyet: Tevhidin topluma, hayata yansımasına tevhid-i rububiyet denir. İnsan anlamının kaynağı Tanrı inancıdır. Dolayısıyla yasanın da yaşama biçiminin de anlamı tanrıdan devşirilir. 

2-Tevhid-i Uluhiyet: Tevhidin tabiata yansımasına tevhid-i uluhiyet denir. Yaratıcı Tanrı'dır, sadece Tanrı yarattıklarında etkindir. Bu ilke tüm geçmiş kültürlerden neşet edilen kozmolojiye ve kozmogoniye meydan okumayı da beraberinde getirmiştir. Çünkü Tanrı'dan başka fail neden yoktur. Cinler, masallar, periler gibi spiritüel unsurların evrenin yönetiminde veya oluşmasında bir etkileri yoktur. Evrendeki her şey doğaldır, amildir. Tanrı'nın kendilerine yüklediği görevleri yerine getirmekten başka fonksiyonları yoktur. 

3-Tevhid-i Vücuhiyet: Tevhidin metafiziğe yansıması ise tevhid-i vücuhiyet denir. Tanrı'dan başka mutlak varlık yoktur. Diğer tüm varlıklar mukayyettir. İslam'dan önce varlık kavramıyla mevcut kavramı iç içeydi. İbn-i Sina'yla birlikte "varlık" kavramının "mevcut" kavramından ayrılması yani varlığın var olandan tecrit edilmesi sağlanmıştır ki bu ayrışmanın da temelinde tevhid-i vücudiyet anlayışı yatmaktadır. 








Share:

İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-I

 

İhsan Fazlıoğlu ile İslam Entelektüel Tarihi Seminerleri Notları-I

"İslam medeniyeti hakkında vakaya mutabık genel bir şablonunuz/resminiz yoksa, parçası hakkındaki hükmünüz her zaman yanlış olacaktır."

İslam'ın en büyük başarısı akidevi bir ilke olan tevhidi, akli ve metafizik bir ilkeye dönüştürerek düşüncenin zemini haline getirmesidir. 

İslam, tarih sahnesine çıktığında bölge coğrafi ve tarihi açıdan dünyanın kalbi konumundaydı. Çünkü çok köklü geleneklerin, inançların, kültürlerin var olduğu ve insanlığın binlerce yıllık entelektüel birikiminin neşet ettiği bir coğrafyaydı. Müslümanlar bu dünyaya gözlerini açtıklarında ellerinde akidelerinden başka bir şey yoktu. Ama onlar ne Yahudilerin yaptığı gibi kendilerini korumak için içlerine kapandı, ne de Hristiyanlar gibi fethettikleri kültürler tarafından dönüştüler. Müslümanlar bulundukları coğrafyanın entelektüel geçmişini insanlığın ortak birikimi olarak görüp; Kur'an'dan çıkardıkları dünya görüşleri çerçevesinde bu entelektüel birikimi içselleştirerek kendilerine mal etmişler ve yeniden üretmişlerdir. 

Aslında bütün İslam entelektüel tarihi, insanlığın ortak geçmişinin Müslümanların metafizik ilkeleri açısından elden geçirilmesi, uymayan noktaların sökülüp yerlerine yeni yapıların inşa edilmesi, uyanların ise olduğu gibi tevarüs ettirilmesi ve hem inşa hem de tevarüsün üzerine yeni yapılar oluşturulmasıyla meydana gelmiştir. Bu bağlamda verilecek örneklerden birisi, hareket ve hareket üzerine inşa edilen nedenselliktir. Klasik dünyada evrenin başlangıcı tartışmaları yoktu. Çünkü madde ezeli olarak kabul ediliyordu. İslam'ın yaratılış ilkesi maddenin ezeliliği ilkesiyle uyuşmadığı için "varlığa gelme" tartışmaları eklenmiş ve bu pencereden yeniden hareket ve nedensellik konuları yorumlanmıştır. Bu yorumlarda Tanrı2nın iradesi, bilgisi ve kudreti iş başındadır çünkü Tanrı'ya rağmen madde yoktur. 

***
İhsan Fazlıoğlu, seminerler boyunca Müslümanların bir anda karşılarında buldukları bu 3000-4000 yıllık (yazılı tarih baz alındığında Sümerler, Babilliler, Asurlular, Persler, Mısırlılar, Urartular, Mikenliler ve Yunanlıların oluşturduğu düşünsel havzanın) birikimi "varlığa gelme" kabulü ve metafizik ilkeleri açısından elden geçirilip yeniden sentezlenmesi sürecini anlatmış ve bunu nasıl başardıklarını seçilen konular üzerinden örneklendirmiştir. İlk iki seminerde bu dönüşümün maddi ve manevi zemini üzerinde durulurken, kalan seminerler boyunca seçilen konular etrafında bu süreç anlatılmıştır. 

***

İslam entelektüel tarihi denildiğinde akla ilk gelen Gazzali öncesi Meşşai filozoflardır. Bu bakış açısı hem Gazzali öncesi kelamcıları hem de sonrası kelamcıları hiçe sayarak onları entelektüel gelenekten dışlamaktadır. Ama tüm bu dönüşümlerde kelamcıların yadsınamayacak boyutlardaki katkı ve gayretleri de örnekler içerisinde tek tek anlatılarak düşünsel tarihin hiç de dışarıdan bakılarak yazıldığı gibi olmadığı ortaya konulmuştur. 


Share:

4 Nisan 2021 Pazar

İhsan Fazlıoğlu : "Geleceğe yönelik bir 'eylem' olarak hâfıza: Balkan coğrafyasında İslam 'felsefe-bilim' geleneği üzerine..."

 


İhsan Fazlıoğlu : "Geleceğe yönelik bir 'eylem' olarak hâfıza: Balkan coğrafyasında İslam 'felsefe-bilim' geleneği üzerine..."

 10 Mayıs 2021 Pazartesi, 17:00-18:00 (TSİ 18:00-19:00)


***

"İslam, Balkanlar ve Gelecek" Ramazan Programı Başvuruları Başladı

Fettah Efendi Derneği tarafından “İslam, Balkanlar ve Gelecek” üst başlığı çerçevesinde bölge ve Türkiye’den birçok entelektüelin katılacağı çevrimiçi Ramazan programı düzenlenecek.

Ramazan boyunca program Balkan Müslümanlarının tarihi, siyasi, sosyal, kültürel, kurumsal varlıklarını gelecek perspektifi bağlamında düşünceyi merkeze alarak söyleşiler ile soruşturmaya çalışacaktır.

Balkanlar batının doğusunda ve doğunun batısında yer alarak kendine has bir Müslüman kültürü, pratiği ve düşünceyi belirli ölçülerde üretmeyi başarmıştır. Balkan Müslümanları içsel birçok meydan okuma ile karşı karşıya kaldıkları gibi hem İslam dünyası hem de küresel cari siyasi, ekonomik ve kültürel iktidarların fırsat ve tehditleri ile karşı karşıyadırlar.

Dışlanma, ötekileştirme, tehcir, soykırıma uğrama gibi olumsuzluklara rağmen ulus ve ulusötesi  yapılara eklemlenmek,  öteki ile beraber yaşayarak hukuk üretme, modernite-sekülerleşme-demokrasi ile İslam düşüncesi ve pratiğinin örtüştürebilme gibi birçok başarılı mülahaza, eser ve kurum Balkan Müslümanları kayda değer şekilde üretebilmiştir.  

Dijitalleşme ile siyaset, ekonomi, ahlak, kültür formlarında büyük bir değişmenin geleceği ve insanlık tarihinin yeni bir kavşağı ile karşı karşıya kalındığı tartışmalarının yükseldiği bu dönemde İslam’ın, İslam ve Balkanlar tecrübesinin yeri, geleceği, söyleyecekleri neler olabilir Ramazan 2021 programında tartışılması hedeflenmektedir. Türkiye, Kuzey Makedonya, Bosna, Arnavutluk, Kosova, ABD, Avrupa’dan konu hakkında değerli entelektüellerin yer alacaktır.

Program 12 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında, Ramazan boyunca iftar öncesi icra edilecektir.

Program Akışı:

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi , 17:30 -18:30

Perspektivat e së ardhmes së Islamit në Ballkan: Sfidat dhe mundësit
Shaqir Fetahu

 

  • 14 Nisan 2021 Çarşamba, 17:00-18:00 (TSİ 18:00-19:00)

Kendini Arayan İslam Dünyası ve Balkan Müslümanları
Prof. Dr. Mehmet Görmez

 

  • 17 Nisan 2021 Cumartesi, 17:30-18:30

Islami ne botën e digjitalizuar: Sfidat dhe mundësitë
Milazim Krasniqi

 

  • 19 Nisan 2021 Pazartesi, 17:30-18:30

Muslimanët e Ballkanit në mes Globalizmit dhe Sfidave Lokale
Dr. Rufat Alili

 

  • 21 Nisan 2021 Çarşamba, 17:00-18:00 (TSİ 18:00-19:00)

Tasavvuf, Dini Düşünce ve Balkanlar
Prof. Dr.Ekrem Demirli

 

  • 24 Nisan 2021 Cumartesi, 17:30-18:30

Shekullarizmi, Demokracia dhe Islami në Ballkan
Redi Sehu

 

  • 28 Nisan 2021 Çarşamba,17:00-18:00 (TSİ 18:00-19:00)

Müslüman Dünyada Çağdaş Düşüncenin Meseleleri
Doç. Dr. Lütfi Sunar

 

  • 01 Mayıs 2021 Cumartesi ,17:30-18:30

İslam Medeniyetinde Balkan Coğrafyası
Prof. Dr. Mesut İdriz

 

  • 03 Mayıs 2021 Pazartesi 17:30-18:30

Islami dhe Orientalizmi në shoqërinë moderne Shqiptare
Dr. Enis Sulstarova

 

  • 05 Mayıs 2021 Çarşamba, 17:00-18:00 (TSİ 18:00-19:00)

Fıkıh ve Yenilenme
Prof. Dr. Murteza Bedir

 

  • 10 Mayıs 2021 Pazartesi, 17:00-18:00 (TSİ 18:00-19:00)

“Geleceğe yönelik bir ‘eylem’ olarak hafıza: Balkan coğrafyasında İslam ‘felsefe-bilim’ geleneği üzerine…”
Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu

 

Başvuru Linki: https://forms.gle/RjkogfHNeoRYJz7L9

Share:

2 Nisan 2021 Cuma

İhsan Fazlıoğlu ile "Kendini Aramak" Kitabının Tahlili

İhsan Fazlıoğlu ile "Kendini Aramak" Kitabının Tahlili

Anadolu Öğrenci Birliği tarafından düzenlenen programda Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu ile "Kendini Aramak" kitabının Tahlili gerçekleştirildi.

İzlemek için Bkz:
Share:

Total Pageviews

"Erdemlerin en büyüğü bilimdir. İnsanlar erdem sahibi olmazsa, şehir ve yöneticiler de erdemli olmaz."
Farabi, Erdemli Şehir

El-Munkız (GAZZÂLÎ) Okumaları

Son 1 Yılın Popüler Yayınları

Bu Blogda Ara

Blogger tarafından desteklenmektedir.